Bizim havada asılı kalabilen kahramanımız

AnalizMedya

Written by:

Tıpkı kendisi gibi tutkulu bir Galatasaray sevdalısı ve hatta Galatasaray’ın ağır bağımlısı olan oğluna anlattığı kendi dönemine dair eşsiz futbol hikayelerinin içerisinde hem oğlunun dinlemeyi hem de kendisinin anlatmayı en çok sevdiği hikayeler, içerisinde Metin Oktay, Turgay Şeren ya da Gündüz Kılıç gibi gerçekten de damardan Galatasaraylı olan ve bu sebeple de Galatasaray’ın yaşayan efsaneleri haline dönüşen amatör ruhlu profesyonel futbolcuların ya da antrenörlerin yer aldığı sarı kırmızılı hikayelerdi, onların tarihe geçen maçlarıydı, kurtarışlarıydı ve tabii şimdilerde çok daha özlemle hatırlanan “ağları yırtan” efsanevi golleriydi.

Bütün o sarı kırmızı hikayelerin sonu ise efsane golcü Metin Oktay’ın, attığı o muhteşem kafa golleri öncesinde havada adeta “asılı kalıyor” olmasının anlatılmasıyla bitirilirdi ki, hani kendi döneminin kahramanı Metin Oktay’ın o muhteşem golcülüğünün “izlenemeyen görüntülerinin” küçük yaşına rağmen o sırada kendisini can kulağıyla dinleyen oğlunun zihnine zamanla kuruyacak olan ıslak bir çimentonun üzerine düşer gibi düşmesi, daha çok da orada bir ömür boyunca yer etmesi, hiç unutulmaması sağlansın.

Ki nitekim de bunu başarmıştı babam. Zira çok küçük yaşlardan itibaren “ninni niyetine” dinlediğim bütün o efsanevi anları, golleri ya da maçları sanki zamanında ben de o nostaljik statların içerisinde yerimi almış ve özellikle de o akıl dışı, o sıra dışı kafa gollerine yerinde, bire bir şahit olmuşum gibi şu an bile gayet net bir biçimde hatırlıyorum, biliyorum ve laf aramızda o anları her hatırladığımda da sık sık duygulanıyorum.

İşte bitmek bilmeyen enerjisine lehimlediği bir boğayı andıran o üstün fizik gücü sayesinde rakiplerine sadece sporu değil; aynı zamanda hayatı da zindan kılan Hakan Şükür’ün 2000 UEFA Kupası zaferi yolunda zorlu Bologna deplasmanında tıpkı ustası Metin Oktay gibi havada mucizevi bir şekilde asılı kalarak ve hatta vuruşu yapmak için gerekenden fazla yükseldiği için de gol anında bir miktar eğilmek zorunda kalarak attığı o inanılmaz, o muhteşem kafa golü sonrasında bir yandan tüm Adana semtlerinin duyacağı şekilde kendimi kaybetmiş bir şekilde bağıra çağıra sevinirken, bir yandan da babamın anlattığı ve yaşım küçükken hayranlıkla, ama yaş aldıkça da imrenerek dinlediğim Metin Oktay’ın o havada asılı kalarak attığı kafa gollerinin hikayelerini hatırlamıştım.

Dönemin Bologna kalecisi ünlü İtalyan eldiven Gianluca Pagliuca’nın yüzündeki şaşkınlıkta kendisini hoyratça ele veren fizik kurallarının çanına oy tıkayan o mantık dışı golle birlikte, ki o sene sonunda Hollanda ve Belçika’nın ortaklaşa ev sahipliğini yaptığı Avrupa Şampiyonası’nda Brüksel’de Belçika’ya attığı benzer bir golle kendisi bu kural tanımamazlığını perçinlemişti!, artık bizim kuşağımızın da “havada asılı kalabilen” bir efsanesi, bir Metin Oktay’ı vardı işte! Sesimi geçici olarak kaybetmiş olmama rağmen tıpkı bana anlatılanlar gibi benim de ileride kendi çocuklarıma anlatacağım “havada asılı kalabilen” efsanelerin gollerini televizyondan da olsa izlemiş olmanın derin huzurunda sonu bir Avrupa kupası ile neticelenecek olan o unutulmaz geceyi öylece noktalamıştım.

Bir çocuk sahibi olmak kısmet olmadığı ve olmayacağı için, hem Galatasaray’ımızda hem de milli takımda attığı sayısız tarihi gollerle birlikte ülke futbolunun kaderini değiştiren, kırdığı rekorlarla ülke futbolunu yıllarca adeta tek başına domine eden Hakan Şükür’ün sahne aldığı yıllara dair “görüntüleri sayısız defa izlenmiş ve ziyadesiyle ağlanmış” hikayelerimi babamın aksine sadece kendime anlatabiliyorum ve şimdi olduğu gibi de yazmaya çabalıyorum artık.

Fakat ne acıdır ki, benim de içerisinde yer aldığım ve bu sebeple kendimi son derece şanslı addettiğim “sarı kırmızıya delisiye vurgun 90’lar jenerasyonun” hatıra defterlerinde en özel, en nadide anların sürekli başrol oyuncusu olarak yer almayı başarmış Hakan Şükür’ün adının şimdilerde hadi iktidar destekli merkez medyayı ya da muhalif medyayı geçtik, üzerlerinde herhangi bir RTÜK baskısı olmayan Youtube kanallarında bile rahatça, özgürce telaffuz dahi edilememesi, babadan oğla, kuşaktan kuşağa aktarılması gereken böylesine efsanevi bir sportif performansın ve tabii insan üstü istikrarın kolektif korkaklığın, acizliğin ve kendilerine pek itiraf edemeseler de önü alınamayan kıskançlığın taş kafalılığına göz göre göre feda edilmesi anlamına gelir ki, benim sarı kırmızıya kesmiş o tükenmiş gönlümün Şükür’e karşı sergilenen bu çetin haksızlığa sessiz sedasız rıza göstermesi söz konusu dahi olamaz.

Çünkü renklerden, çünkü gönül verilen takımlardan bağımsız olarak bizim kuşağımızın krala yüklüce bir vefa borcu vardır. Ve kapatılması zor olan bu vefa borcunun bazılarının yaptığı gibi içerisinde ölü taklidi yapılan sessizliklerle ya da yok saymalarla öyle kolayca ödenebilmesinin imkanı ya da ihtimali yoktur.

Evet, her ne kadar bana son derece uzak siyasi tercihleri ve de bir takım ilişkileri hasebiyle kendisiyle çok ayrı dünyaların, çok ayrı hayatların insanları olsak da, ister kabul edilsin ister edilmesin hiç fark etmez, Hakan Şükür bizim kuşağımızın Metin Oktay’ı fazlasıyla aşmış Metin Oktay’ıdır. Hakan Şükür bizim kuşağımızın evlat sahibi olanlarının çocuklarına anlatabilecekleri “havada asılı kalabilen” ve hatta kafasıyla şut atabilen birinci sınıf santraforudur, rekorları paramparça etmiş büyük golcüsüdür. Hiçbir iktidar hesabı, hiçbir sportif rekabet ve bu rekabetin emzirdiği kıskançlıklar bu sarih gerçeği örtemez, hasır altı edemez ve değiştiremez.

Uğur Güney Subaşı. Nisan 2022, Adana

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir