Oksijen Tüpü

MedyaPolitika

Written by:

27 Mayıs darbesi’nin getirdiği özgürlük ikliminden faydalanıp meclise giren sosyalist parti TİP’in en gözde, en popüler ve de en gözü kara milletvekili olan merhum Çetin Altan, ateşli bir kürsü konuşması yaptıktan sonra komuta kademesinde dönemin en kudretli sağcılarından Süleyman Demirel’in bulunduğu mobilize bir “vekil çetesi” tarafından meclisin orta yerinde lince uğramış, bu faşist saldırı sonrasında usta yazarın bir gözü ciddi anlamda kullanılamaz hale gelmişti. Bu aşağılık saldırı karşısında isyan bayrağını göndere çeken Altan; ”bir meclis bu kadar uğraşmaz bir yazarla, eğer uğraşıyorsa o yazar en az meclis kadar büyük demektir!” diyerek tarihi bir konuşmaya ve manifestoya imza atmıştı.

Urfa’nın Suruç ilçesinde yanında çakallarından ve resmi korumalarından oluşan küçük çaplı ordusu ile seçim çalışmaları yapma bahanesiyle ziyaret ettikleri bir dükkanda tartıştıkları aynı aileden 3 kişinin hunharca katledilmesine sebep olan “karanlık” bir milletvekilinin ve çetesinin, hem devlet hem de cari iktidarın bizatihi kendisi tarafından bu kadar içten, bu kadar hararetle korunup kollanması; hali hazırda korunup kollanmaya devam edilmesi bu vahşetin üzerinin örtülmesi adına da her türlü gayri-hukuki, gayri-vicdani ve elbette gayri- ahlaki önlemlerin alınmış olması, geçmiş yıllarda sosyalist bir milletvekiliyle ölümüne uğraşan, ona hayatını zindan edip gökyüzünü haram eylemek için yapmadığını bırakmayan necip devletimizin artık “uğraşma kontenjanını” reise ve reisin kurguladığı bu faşist düzene biat etmeyip direnen bazı “sakıncalı” ama son derece haysiyetli, onurlu Kürtlerle doldurma kararı aldığının en sarih, en açık kanıtıdır.

Zira yaşanan bu kanlı vahşetin üzerinden 3 yılı aşkın zaman geçmesine ve de bu saldırının faillerinin herkes tarafından ayan beyan biliniyor olmasına rağmen necip devletimizin mümtaz savcılarından hiçbirisinin bu olayın bütünüyle açıklığa kavuşturulması ve adaletin olabildiğince çabuk yerini bulması adına herhangi bir somut adımın muhatabı olmayı kabul etmemeleri ya da bilinen sebeplerle buna cesaret edememeleri; edemedikleri gibi de Urfa Adliyesi’nin önündeki o soğuk zemine oturmayarak, ana oğul adeta yığılarak adalet nöbeti tutmaya çalışan ve Kürtler söz konusu olduğunda toplumun geniş bir kesiminin “ölü taklidi” yaptığı bu duyarsız ülkeyi yaşadıkları bu acıdan, bu haksızlıktan haberdar etmek için o kısıtlı imkanlarıyla adeta çırpınan Şenyaşar ailesine karşı tahammülsüzlüğün her tonunda davranışlar sergilemeleri işte yukarıda bahsettiğim o tarihi “uğraşma kontenjanının” daha uzun yıllar boyunca “aktif” ve “kanlı” kalacağının da ne yazık ki habercisidir.

Oysa iyi kötü bir devlet geleneğine sahip her ülkenin ya da rejimin yerine getirmesi elzem olan birinci önceliği ya da vazifesi; ırkı, dini, dili, mezhebi, cinsel ve ideolojik tercihleri ne olursa olsun kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sonuna kadar sağlamaktır. Yurttaşlarına karşı suç işlemenin bu kadar aleni, bu kadar kolay ve yapılabilir olmamasını sağlayarak kolluk kuvvetleri yardımıyla ülkenin her yanında caydırıcı güç olabilmeyi becerebilmesidir.

Bu ülkeyi yönetmekten aciz oldukları için yıllardır sık boğaz yönetimiyle “kontrol” altında tutmaya çalışan malum zalim ya da zalimlerin bu evrensel ilkelere olan uzak mesafeleri mıh gibi orta yerde durduğu için, hani normal şartlarda cinayet işlemenin sıradanlığını ve bu sıradanlığın “öldürene” sağladığı sinir bozucu dinginliği muhteşem şekilde anlatan ve bu performansı sebebiyle de insanın sürüye sürüye götürülen “oksijen tüpleriyle” arasına mesafe koymasına yol açan İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men) filmindeki Anton Chigurh gibi psikopatların başrolünde olduğu kanlı bir aksiyon filminde görebileceğimiz bu türden vahşilikler burada vaka-i adiye sayılarak hayatın her alanında rahatlıkla görülebiliyor.

Herkesin gayet yakından bildiği üzere Şenyaşar Ailesini de işte bu lanet hayatın hastane kısmında gelip bulmuştu. Yaralı olan oğullarının durumunu öğrenmek için eşi Emine Hanım’la birlikte hastaneye koşan baba Şenyaşar’ı önce serum şişelerini kırıp vücudunu keserek, sonra oksijen tüpleriyle defalarca ama defalarca kafasına vurarak, gaddarlıkta altın vuruşu da merhumun cansız bedenini mermilerle kalbura çevirerek, üstelik eşinin ve orada bulunan kolluk kuvvetlerinin gözleri önünde, vahşice katlettiler. Katliam sonrasında Coen kardeşlerin hazırladığı kanlı bir film setine dönen Urfa Devlet Hastanesi’ndeki “devlet” sadece hastanenin girişindeki ışıltılı bir yazıdan ibaret kalmıştır.

Uğur Güney Subaşı. Mart bitiyor. 2021, Adana

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir