SONSUZ ÖMRÜN AYNASI

AnalizPolitika

Written by:

Camilerde kavga görüntüleri sosyal medyada dönüp duruyor. Milletten sonra ümmetin bölünmesi, “asr-ı saadet” denilen dönemde camide, ibadet ederken öldürülen halifeleri hatırlatıyor. Bir iç-politika ilkesi: İbadet yerine (dine) siyaset sokmayın. Dinden soğutur, ümmeti bölersiniz!

Dış politika ilkeleri: Başka ülkelerin (özellikle komşularınızın) iç-işlerine karışmayın. Ek: Onlar sizin içinize girebilirler. 2: Düşmanımın düşmanı (ör: cihatçılar) onun düşmanıdır, benim dostum değil… 3: Bir güçlü devletten kurtulmak için başkasının etkisine girilmez.

Sürekli saldırı altında olmak ve kuşatılmışlık psikolojisi yaşayan bir “Güvenlik Devleti”nde ortak yaşam ilkelerinden çok karşılıklı kaygılar egemendir. Kimin dost, kimin düşman olduğu belirsizdir. Bu belirsizlikten ORTAKLIK (tasada ve kıvançta) çıkmaz. “Memleketimizi esir etmek isteyen düşmanları behemehâl mağlûp edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır.” Mustafa Kemal Atatürk Bugün böylesine bir “milli mücadele” verebilir miyiz? Millet ve ümmet ayrıştı. Düşman (tanımladığımız biçimde) dışardan çok içerde. Enerjimizi birbirimizle kavga ederek tüketiyor, ana hedefi (birlik ve çağdaş medeniyetin parçası olmak) kaçırıyoruz. Rasputin’in inandığı prensip, bugün çok yaygın: Günah işlemeyen tövbe edemez. Tövbe etmeyen de ruhunu kurtaramaz. Çelişkili görünecek ama bu mantıkla bizi cennete ve kurtuluşa götüren günahlarımızdır”. Çevrenizde bu ilkeyi bilerek veya bilmeden benimseyen kişiler var mı? En sert görünenler gerçekten en çok korkanlar mıdır? Bilinmez ama sert görünenler, alay edilmekten hiç haz etmezler; bu onları zayıf gösterir. İnanın sertlikle çözmeye çalıştığınız her şeyi yumuşaklıkla çözebilirsiniz. Aklınızı kullanın ve yaşanan sorunun kök nedenlerine inin. Bunu yapacak aklınız yoksa veya önyargılarınız ruhunuzu esir almışsa, “çözümüm”ünüz, tekrarlanan yanlışlardan ibarettir. Kültürel birikimi ve bilgisi sığ insanlar için kullanılan “Kelime dağarcığı üçyüzü geçmiyor” sözünü hatırlayın. Sonra bugün siyasette kullanılan (ve sürekli kendini tekrarlayan) kelime adedini sayın. Nasıl bir zihinsel cendereye sıkıştığımızı anlayın. Düşünmeyen ilerleyemez! Eleştiri hainlik olduğunda hataların görülmesi, konuşulması, düzeltilmesi zordur. “Dış güçler” ithamı bir süre işe yarar, sonra insanlar dış güçlerin etkisine bu kadar açık olmayı zafiyet olarak algılar ve tepki verir. Haini bol, bölünmesi kolay bir ülkeye güven hep sorunludur. “Değişim” sözünü çokça duyar olduk. Bizde değişim genellikle kadrolarda olur; kurumsal, ilkesel ve ahlaki değişim pek düşünülmez. Bunun iki nedeni vardır. Yönetimlerin ana siyaset ve idare aracı DEVLETtir. Devlet değişim sevmez. Yöneticiler (ideolojiden bağımsız) MUHAFAZAKARdır. İnsanın en büyük çelişkisi, aklının “yürü”, gönlünün “dur sahip olduklarının keyfini çıkar” demesidir. Yürüyenlerle duranların arasının bir süre sonra açılması kaçınılmazdır. Bir toplumda kim olduğuna (kimliğine), geçmişinin ne olduğuna (tarihine) ilişkin uyuşmazlık varsa o toplumun hafızası bölünmüştür. Bölünmüş hafıza, birlik duygusu yanında ‘ortak gelecek’ tasavvuru da üretmez. Yaşayacağınız gelecektir; geçmiş değil. Sürekli geçmişte yaşar ve onunla övünürseniz bir gelecek inşa edemezsiniz. Edemediğiniz sürece başkasının geleceğini yaşarsınız. İçeri doğru büyüyeceğine dışarı doğru büyümek sadece bir büyüme tarzı seçimi değildir.

KALKINMA/GELİŞME yerine, yayılmacılık tercihidir. Önce heyecan, sonra BEKA korkusu verir. İnsan hayatında iki önemli gün vardır: Doğduğu gün ve niye doğduğunu anladığı gün. (Mark Twain) “Teşkikat düzeni (organizasyonu) bozulan bir piyasaya düzen getirebilecek kişinin her zaman bir fırsatı vardır.” Bunu siyaset için de söyleyebiliriz. Ortaya çıkacak yeni siyasi örgütler, laf ve hamaset değil, yeni bir teşkilatlanma modeli (teşkilat-ı esasiye) sunmak zorundadır. Aslında mahkûm edilen insanlar değildir; fikirleri ve inançlarıdır. Fikir ve inançlar hapsedilemediği veya infaz edilemediği için insanlar cezalandırılır, kurban edilir. “Hayat bir kitap gibidir” derler. Çok kişi sonuna kadar okumak istemezler çünkü her sayfayı çevirdiklerinde bildikleri kişi ve alıştıkları şeylerin bir sonrakinde olmayacağından korkarlar. Kıymetinizi korumak için onu takdir etmeyen insanlardan uzaklaşın. “Bir gün yolda paraya rastladım. Sen bir kâğıt parçasısın dedim. Doğru, kağıt parçasıyım ama bugüne kadar bir çöp tenekesi görmedim!” (Yarian Jaan Nolo Vadh Peyarii’den alıntı)

Kendini değiştiremeyen, hiçbir şeyi değiştiremez……

Muratcan IŞILDAK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir