METAL SANAYİ ALANI MI, BÖLGESEL İMHA MI?

AnalizPolitika

Written by:

Herkesin bildiği gibi 11 Mart’tan buyana ülke gündemi Covid-19’a kilitlenmiş bir halde. Böyle olunca toplumun kaderini etkileyen yerel ve genel uygulamaları gündeme taşımak oldukça güçleşiyor. Çünkü karşınızda tüm güç sahiplerinin “çakı bulmuş şopar gibi sevindikleri” bir gerekçe var. Bu gerekçe karşısında sizin ne söylediğinizin hiçbir önemi olmadığı gibi düşünüp ifade ettiğiniz her sözcük başınıza bela  olabilir. Düşünce özgürlüğü mü? Elbette var. Kimse buna itiraz edemez. Düşündüğünü ifade etmediğin sürece sorun yok. Yoksa kimse size düşüncelerinizden dolayı karışamaz. Ama düşüncelerinizi ifade etmeye kalkarsanız yerelde ve genelde pek muteber bir insan olmazsınız.

Bu kadar peşrevden sonra şimdi asıl meramıma geleyim. Doğa katliamını, yaşadığı yerlere cehenneme çevirme marifetini öyle son 18 yıla sığdırmak haksızlık olur. Bu işin kökeni 24.Ocak.1980’de alınan ekonomik kararlara uzanır. Ama burada tarihsel süreci tartışmak istemiyorum. O yüzden kısa düşünce aktarımından sonra çok yakın tarihe son 15-20 yıla gelmek istiyorum.

AKP iktidarının doğaya ve çevreye bakışı artık malum. Her ne kadar “biz daha fazla ağaç diktik” deseler de Doğu Karadeniz’de Kaz Dağlarında, ve memleketimin dört bir yanında kuruttukları derelerin, kestikleri ağaçların, kirlettikleri suların, yuvası bozulan börtü böceğin ve bil cümle haşeratın günahını çekecekler. Mevcut iktidarın işbirlikçi sermaye ve uluslararası kapitalizmin uygulamalarını kolaylaştırıcı yasal düzenlemeler içerisinde olduğunu biliyoruz. O yüzden AKP iktidarı kendi ideolojik çizgisi içerisinde tutarlı davranmaktadır.

Garipsediğim  adı “sosyal demokrat” olan yerel yöneticilerin uygulamaları. Malum  bölgeye “Ağır Metal Sanayi”, ben buna Bölge İmha Sanayisi diyorum, kurulmasına yönelik çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Covid tüm toplumsal yaşamda yavaşlamaya yol açarken doğa talanı ve kar hırsına hiçbir olumsuz etki göstermiyor. Hal böyle olunca yüzlerdeki maskeler görünür bir hale gelip sözde halk yararına toplantılar görüşmeler, planlamalar tüm hızıyla devam ediyor. Nasıl olsa böyle bir dönemde 3-5 kişi de olsa bir araya gelip bir eylem içerisine giremez. Bunda güzel bir ortam mı olur? Yüce Yaradan’ın covid bahanesiyle çevre talanına izin verdiğini düşünmek istemiyorum.

Ama sözde “sosyal demokratların” bu talanın önünü açmak için bir çok gerekçe üreterek topluma karşı samimi olmadıkları bir gerçek. Baktığınızda genelevin taşınması ve kapatılmasına yönelik basın açıklaması yapan küçük burjuva ve konformist yaşam biçimine sahip Bandırma CHP İlçe Başkanı ve  yönetim kurulu üyelerinden bu güne kadar bir açıklama duymadık. Yine Levent Mahallesindeki şlam alanı ile ilgili hiçbir açıklama duymadık. Toplumun yararına duymak istediğimiz pek çok şey var ama biz daha ziyade günü kurtarmaya yönelik açıklamalarla idare ediyoruz. Örneğin 3-5 balya samanla Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yaparak çiftçinin derdini dile getirmiş oluyoruz.

Konuyu çok fazla dağıtmayayım. Konu aslında dağınık değil. Bir bütünün parçaları ama ben o parçalardan geleceği ilgilendiren Ağır Metal’i bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Bakın Sevgili Beyler, Bayanlar;

Gönen ve Manyas Ovası sözde de olsa korumaya alınmış ovalardan sadece ikisi. Bezirci’ye kurulması planlanan Ağır Metal Sanayi alanı 40 bin dekar. Yani 2 tane Merinos Çiftliği veya 10 bin tane futbol sahası büyüklüğünde. Bu alanın getireceği sosyal yapının ve çarpıklığın bozulması ayrı bir tartışma konusu. Ama bu tesis bu bölgeye yapılırsa tam kapasite faaliyete geçtiği andan itibaren en fazla 5 yıl içerisinde, Bandırma’yı saymıyorum bile, Manyas ve Gönen’de tarım bitecek. Ramsar Sözleşmesiyle koruma altında olan Kuş Cenneti gölü adeta bir zehir yatağına dönüşecek. Dereler ağır metal ırmağına dönüşecek. Çanakkale köprüsüyle birlikte entegre olacak Ağır Metal Sanayi en fazla 10 yıl sonra Bandırma’dan Çanakkale’ye kadar olan şeritte tarım tamamen yok olacak. Bunlar komplo teorisi falan değil. Sadece Gebze ve Dilovası Organize Sanayi Tesislerinin geçmişine bakmak geleceğe yönelik bizlere neyin beklediğini gösterecektir. Organize Sanayi, organize talana dönüşmüş bir halde.

Bu alandan rant bekleyen, muhterem ağalar ve beyler. İçinde bulunduğumuz günlerde en önemli konunun güvenli ve sürdürülebilir gıda üretimi olduğunun sanırım farkında değiller. Çünkü onların paraları var. Paralarıyla her şeyin en iyisini alabileceklerini düşünüyorlar. Fakat yaratacağınız, sebep olacağınız bu sanayi bölgesi sonrası sağlıklı ürün yetiştirmek mümkün olmayacak. Çünkü dereler kurşun akacak, demir akacak. O dere sularıyla sulanan sebze ve meyveler ağır metaller içerecek. Gözünüze bu kadar mı para hırsı bürüdü? Bu kadar mı paranın kölesi oldunuz? Çok uzağa değil Manyas Yeniköy’deki, Susurluk yolu üzerindeki salça fabrikalarının sezon içerisinde nasıl bir kirlilik yarattığını gidip görün. Daha bu tesislerde filtreleme ve arıtma sistemini sağlayamamış yerel ve genel yöneticiler mi ağır metal sanayisini insan ve çevre dostu yapacak?  Bandırma’nın göbeğindeki Bagfaş ve Sülfrik Asit Fabrikasının yarattığı kirliliğe bir yaptırım uygulayamayan merkezi ve yerel yönetim mi çevre dostu bir sanayi bölgesi oluşturacak?

Birinci derece deprem kuşağındaki bir bölgede canlı fay hattının üzerine kurulacak bir tesis kitle imhasına yönelik değil de nedir Allah aşkına?  Bilmem kaç yıl sonra olacak bir deprem sonrası ortaya çıkacak can ve mal kaybına kader deyip avunmamızı mı istiyorsunuz?

Gözlerine kolay kar hırsı bürümüş sizleri anlamaya çalışıyorum. Nasıl ki koltuklar uğruna pek çok değer yozlaşabiliyorsa, para için yozlaşması daha da kuvvetle muhtemel. Şundan eminim ki Allah’tan korkmaz kuldan utanmazlığa yol açan para hırsı kendinizi düşünmeyi engelliyorsa bile bu topraklarda yaşayacak çoluğunuza çocuğunuza düşünmeyi engellemesin.

Daha pek çok gerekçe koyabileceğim tesisin  bu bölgeye yapılmasını isteyenlerin vereceği yanıtı duyar gibiyim.

“Efendim, biz bölgemizin kalkınmasını istiyoruz. İşsizimiz iş bulsun, Bandırma cazibe merkezi olsun istiyoruz. Niye engel oluyorsunuz, sanayileşmeye niye bu kadar karşısınız?”

Bu savunma gerçeklerden uzak, her dönem ve her koşulda olduğu gibi demogoji dolu bir savunmadır. Ülke bu kadar dengesiz bir yapıdayken böylesi bir tesisisin birinci sınıf tarım alanlarına kurulmasının yanlışlığını açıklayamayan bir zihniyetin sözleridir.

Bu sözler yeri geldiğinde dengeli kalkınmadan bahseden, yeri geldiğinde çevrecilikten bahseden, yeri geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ulusal ekonominin temeli tarım” dır sözünün arkasına sığınan “Gerdan Atatürkçü”lerinin savunmalarıdır. Bu sözler halkın iradesinden önce sermayenin iradesini önceleyen Rotaryanların ve Lions’ların egemen olduğu, konformist yaşam biçimlerini her koşulda sürdürmek isteyenlerin “emeğin değil sermayenin en yüce değer” olduğunu savunanların kullandığı argümanlardır.

İnsanlar işsiz. İnsanlar aç. Fabrikalara ihtiyaç var. Sanayi düşmanlığı yapmak vatan hainliği. Hem toprak karın doyurmuyor. Yüzlerce işçi için iş kapısı olan fabrikalar kapanınca bu insanlar ne yiyip ne içecek? Ne kadar doğru ve haklı gerekçeler değil mi?

Oysa kimse fabrikaların kapanmasını istemiyor. İstediğimiz sadece karlarınızdan biraz fedakarlıkta bulunup doğaya saygılı üretim yapmanız.

Bandırma Körfezinde yapılan bilimsel çalışmalar sonucu; yıllar önce “Bölge hassas kirlenme bölgesi” olarak ilan edilmiştir. Körfeze; arsenik, florür, kükürt, amonyak başta olmak üzere pek çok kimyasal atık bırakılmaktadır. Su sıcaklığı sürekli artış göstermektedir. Bunun sonucunda denizdeki biyolojik denge bozulmuş, canlı türleri azalmış ve farklılaşmıştır. Yapılan bilimsel bir çalışmanın sonucunda Bandırma Körfezinden alınan su örnekleri ve canlı türlerinin incelenmesi sonucu, mutant canlılar tespit edilmiştir. Çift kuyruklu ve çift başlı canlı embriyolar gözlenmiştir.

 

Son olarak bir önerim var. Ortağı olduğu Ağır Metal Organize Sanayi Bölgesinin bölgemize uygunluğu konusunda objektif bir rapor hazırlayalım ve bu raporu tüm Bandırma ve bölge halkının bilgisine sunalım. Hani katılımcılıktan bahsediyorsunuz ya bu tesisin tüm paydaşlarının katılacağı kapsamlı bir rapor ve bilgilendirme toplantıları düzenleyelim. Öyle bürokrasinin koruması altında kapalı kapılar altında yapılacak toplantılarla bölgenin kaderini tayin etmeye kalkmayın. Şeffaf olun. Açık olun. Kamuoyuna doğru bilgilendirin.

Buyurun Sayın Başkan Tolga Tosun.

Meydan sizin. Öyle Mansur Yavaş’la, Ekrem İmamoğlu ile, Tunç Soyer’le ve büyük Başkan Yılmaz Büyükerşen’le resim çektirmekle olmuyor bu işler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir